
Açıklamada, kadınların eşitliği, özgürlüğü ve güvenliğinin bir toplumun hukuk ve demokrasi düzeyinin önemli bir göstergesi olduğu vurgulandı. 8 Mart’ın, kadınların eşitlik, özgürlük, adalet ve insan onuruna yakışır bir yaşam için yürüttüğü mücadelenin tarihsel simgesi olduğu belirtilerek, kadın haklarının yalnızca hukuken tanınmasının yeterli olmadığı, bu hakların yaşamın her alanında fiilen güvence altına alınması gerektiği ifade edildi.
Baro tarafından yapılan açıklamada, Türkiye’de kadına yönelik şiddetin hâlâ ciddi bir sorun olarak varlığını sürdürdüğü belirtilerek, yaşam hakkının korunamadığı, şiddet karşısında etkili koruma sağlanamadığı ve cezasızlık algısının güçlendiği durumlarda kadınların eşit yurttaşlık hakkından söz edilemeyeceğine dikkat çekildi.
Kadına yönelik şiddetin bireysel olaylarla açıklanamayacak ölçekte bir insan hakları sorunu olduğunun altı çizilen açıklamada, hukuk devletinin ancak risk altındaki kişileri zamanında ve etkili şekilde koruyabildiği ölçüde anlam kazandığı ifade edildi. Koruma talebinde bulunmasına rağmen korunamayan kadınların yaşadığı trajedilerin, mevcut koruma mekanizmalarının neden yeterince işlemediği sorusunu gündeme getirdiği kaydedildi.
Açıklamada ayrıca, yüzlerce kadın cinayetine rağmen etkili veri toplama ve şeffaf paylaşım kanallarının kurulmadığı, bağımsız izleme süreçlerinin işletilmediği ve toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin kamu politikalarına yeterince entegre edilmediği ifade edildi. Kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir hukuki dayanak olan **6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanunu**nun kararlılıkla uygulanması gerektiği belirtilirken, Türkiye’nin çekildiği **İstanbul Sözleşmesi**nin kadına yönelik şiddetle mücadelede hayati öneme sahip olduğu hatırlatıldı.
Kadınların ekonomik olarak güçlenmesinin güvenceli istihdam, eşit işe eşit ücret ve bakım yükünün kamusal politikalarla paylaşılmasıyla mümkün olacağı belirtilen açıklamada, kadınların eğitimde, çalışma hayatında ve karar alma süreçlerinde eşit biçimde yer almasının demokratik bir toplumun temel koşulu olduğu ifade edildi.
Açıklamanın sonunda şu ifadelere yer verildi:
“Kadınların yaşam hakkının, özgürlüğünün ve eşit yurttaşlığının güvence altına alınması hukuk devletinin ertelenemez sorumluluğudur.”













