
Milli mücadele Kuva-yi Milliye ile başlayan süreç emperyalist güçlerin Anadolu topraklarından atılması ve genç cumhuriyet ile taçlandı. O mücadele de adını çokta bilmediğimiz kahramanlar var. Bunlardan biride Milli Mücadele’nin “Sarıklı Kuvvacısı” olarak adlandırılan İbrahim Tahtakılıç.
1 Ekim 1937 tarihinde vefat eden İbrahim Tahtakılıç, Milli Mücadele’nin az bilinen önderlerinden, Batı Anadolu’da Kuva-yi Milliye ve Müdafaa-i Hukuk hareketinin öncülerinden, örgütçülerindendi.Uşak’ın önde gelen ailelerinden birine mensup olan İbrahim Tahtakılıç, Uşak’ın Bozkuş köyünde 1871 yılında doğdu. İstanbul’da aldığı medrese eğitimi sırasında Jön Türkler’in fikirleriyle tanışmış, özellikle Namık Kemal’den etkilenmişti. İttihat ve Terakki’nin “mefkureci” (idealist) üyelerinden biri olan İbrahim Bey, milli mücadele’nin sarıklı kuvvacılarındandı.Uşak müftülüğü de yapan İbrahim Bey, bir halk adamı ve örgütçüsüydü. Peki İbrahim Tahtakılıç’ı bir halk kahramanı yapan süreç nasıl başlamıştı. Yıl 1908 zor günlerdi. Yokluk ve baskılarla boğuşan bir halk ve zayıflayan bir imparatorluk vardı. Anadolu’nun İzmir limanına yakınlığı ile bilinen en büyük sanayii gücü halı tezgahları olan Kütahya iline bağlı küçük bir nahiye Uşak.Özellikle İzmir’de ticaret ile uğraşan İngiliz Levanten işadamlarının bu şehri keşfetmesi ile uşak ta büyük İngiliz halı dokuma şirketlerinin kurulması yerel halkı tedirgin ediyordu.İşte bu tedirginlik bir örgütçünün bir kahramanın var olması süreci doğuracaktı. Uşak’ta büyük ölçüde yabancı sermaye kökenli olarak kurulan yün eğirme fabrikalarına karşı el tezgahlarına dayalı üretim yapanların oluşturduğu muhalefetide, ki çoğunluğu kadın ve çocuklardı, örgütleyenlerdendi. Yerel ayağı güçlü bir lider olan İbrahim Bey, ulusal olandan da kopuk değildi. Örneğin 31 Mart ayaklanması sırasında oluşturduğu yerel güçlerle Uşak’ta güvenliği sağladıktan sonra harekât ordusuna katılmak için başvuruda bile bulunmuştu.Balkan Savaşı’na da 300 kişilik bir gönüllü grubunu örgütleyerek katılmış ve Edirne’nin kurtarılmasına katkı sağlayanlar arasında yer almıştı. İbrahim Tahtakılıç iyi bir vatansever ve tanınmış bir aileye mensup bir insandı. Toplumda kanaat önderliği yapan birisiydi lafı dinlenir fikirlerine itibar edilirdi.Ama İbrahim Tahtakılıç’ı Uşak ve Kütahya da halk kahramanı yapan süreç işgal ile başladı. Yunan orduları Uşak’ı 1920’nin Ağustos ayında işgal ediyordu. İşgal yılları korkunçtu. Baskı, zulüm, gözyaşı ve yüzlerce faili meçhul işkence ve ölümler vardı. İşte bu zorluklar bu acılar Kuva-yi Milliyecilerin daha fazla örgütlenmesine neden oluyor ve bir güneş gibi bu milletin üstüne doğan Mustafa Kemal Paşa’nın, etrafında yurdun öne gelen isimlerinin kenetlenmesini sağlıyordu. Bu isimlerden biri de İbrahim Tahtakılıç’tı.İbrahim Tahtakılıç’ın çabaları Ankara ve TBMM’de beğeniyle karşılanıyordu. Mustafa Kemal, Nutuk’ta İbrahim Bey’den övgüyle söz ederken Tunalı Hilmi Bey, Meclis kürsüsünde şunları söylemişti.“Efendiler, Uşak fedakarlığını hürmetle, takdisle yad edeceğim. Uşak’ın birçok zenginleri, bu meyanda İbrahim Bey gibi akşam çoluğunu çocuğunu düşünmemek derecesinde büyüklük gösterenler aramızda süratle tecelli ederse ve bunlar görülürse biz galebe çalarız, bunlar olmazsa Allah korusun…”
1 Ekim 1937 tarihinde vefat eden İbrahim Tahtakılıç, Milli Mücadele’nin az bilinen önderlerinden, Batı Anadolu’da Kuva-yi Milliye ve Müdafaa-i Hukuk hareketinin öncülerinden, örgütçülerindendi.Uşak’ın önde gelen ailelerinden birine mensup olan İbrahim Tahtakılıç, Uşak’ın Bozkuş köyünde 1871 yılında doğdu. İstanbul’da aldığı medrese eğitimi sırasında Jön Türkler’in fikirleriyle tanışmış, özellikle Namık Kemal’den etkilenmişti. İttihat ve Terakki’nin “mefkureci” (idealist) üyelerinden biri olan İbrahim Bey, milli mücadele’nin sarıklı kuvvacılarındandı.Uşak müftülüğü de yapan İbrahim Bey, bir halk adamı ve örgütçüsüydü. Peki İbrahim Tahtakılıç’ı bir halk kahramanı yapan süreç nasıl başlamıştı. Yıl 1908 zor günlerdi. Yokluk ve baskılarla boğuşan bir halk ve zayıflayan bir imparatorluk vardı. Anadolu’nun İzmir limanına yakınlığı ile bilinen en büyük sanayii gücü halı tezgahları olan Kütahya iline bağlı küçük bir nahiye Uşak.Özellikle İzmir’de ticaret ile uğraşan İngiliz Levanten işadamlarının bu şehri keşfetmesi ile uşak ta büyük İngiliz halı dokuma şirketlerinin kurulması yerel halkı tedirgin ediyordu.İşte bu tedirginlik bir örgütçünün bir kahramanın var olması süreci doğuracaktı. Uşak’ta büyük ölçüde yabancı sermaye kökenli olarak kurulan yün eğirme fabrikalarına karşı el tezgahlarına dayalı üretim yapanların oluşturduğu muhalefetide, ki çoğunluğu kadın ve çocuklardı, örgütleyenlerdendi. Yerel ayağı güçlü bir lider olan İbrahim Bey, ulusal olandan da kopuk değildi. Örneğin 31 Mart ayaklanması sırasında oluşturduğu yerel güçlerle Uşak’ta güvenliği sağladıktan sonra harekât ordusuna katılmak için başvuruda bile bulunmuştu.Balkan Savaşı’na da 300 kişilik bir gönüllü grubunu örgütleyerek katılmış ve Edirne’nin kurtarılmasına katkı sağlayanlar arasında yer almıştı. İbrahim Tahtakılıç iyi bir vatansever ve tanınmış bir aileye mensup bir insandı. Toplumda kanaat önderliği yapan birisiydi lafı dinlenir fikirlerine itibar edilirdi.Ama İbrahim Tahtakılıç’ı Uşak ve Kütahya da halk kahramanı yapan süreç işgal ile başladı. Yunan orduları Uşak’ı 1920’nin Ağustos ayında işgal ediyordu. İşgal yılları korkunçtu. Baskı, zulüm, gözyaşı ve yüzlerce faili meçhul işkence ve ölümler vardı. İşte bu zorluklar bu acılar Kuva-yi Milliyecilerin daha fazla örgütlenmesine neden oluyor ve bir güneş gibi bu milletin üstüne doğan Mustafa Kemal Paşa’nın, etrafında yurdun öne gelen isimlerinin kenetlenmesini sağlıyordu. Bu isimlerden biri de İbrahim Tahtakılıç’tı.İbrahim Tahtakılıç’ın çabaları Ankara ve TBMM’de beğeniyle karşılanıyordu. Mustafa Kemal, Nutuk’ta İbrahim Bey’den övgüyle söz ederken Tunalı Hilmi Bey, Meclis kürsüsünde şunları söylemişti.“Efendiler, Uşak fedakarlığını hürmetle, takdisle yad edeceğim. Uşak’ın birçok zenginleri, bu meyanda İbrahim Bey gibi akşam çoluğunu çocuğunu düşünmemek derecesinde büyüklük gösterenler aramızda süratle tecelli ederse ve bunlar görülürse biz galebe çalarız, bunlar olmazsa Allah korusun…” 
















