
Binlerce kişinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına neden olan Gölcük merkezli Marmara Depreminin üzerinden 21 yıl geçti. Bir deprem bölgesi olduğumuz gerçeği ile yüzleştiren bu felaketten bu yana depremlerdeki can ve mal kayıplarının kusurlu yapılardan kaynaklandığı tartışıldı, uzmanlar tarafından analizler yapıldı, raporlar sunuldu, yetkililer uyarıldı. Son zamanlarda art arda yaşadığımız depremler ve olası İstanbul ve İzmir depremlerine karşı yapılan uyarılar bize, yüksek yıkım getireceği öngörülen bu olası deprem/depremlere hazır olup olmadığımızı sorgulatıyor. Düne buruk, bugüne ve yarına endişe ile baktıran 17 Ağustos Depreminin yıl dönümü nedeni ile açıklama yapan Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Uşak şube başkanı Utku DEMİRÖZ, gün gün yaklaştığı dile getirilen bu büyük depremlere karşı hazır olmadığımız gibi toplanma alanlarındaki eksiklik ve kullanım tarzları nedeniyle, dışarısının riskli yapılardan daha tehlikeli hale geldiğini vurguladı..DEMİRÖZ “Depreminin üzerinden 21 yıl geçmesine rağmen mekân ve çevre güvenliği olan bir yapılaşma düzeninin oluşturulmadı, toplumsal yaşamın deprem tehlikesi dikkate alınarak düzenlenmediği çok açık ortadadır. bu konuda tek hedef tüketicinin sağlıklı bir çevrede, güvenli bir konutta yaşamasının sağlanması ve depreme karşı sağlam binaların yapılması olmalıdır. Depreme karşı sağlam binaların yapılması olmalıdır. Yaşam alanları konutların güçlendirilmesi veya yenilenmesi için rantsal Kentsel Dönüşüm yerine, halk tabanlı yerleşik düzeni koruyan, aşırı ekonomik kayıplara yol açmayan bir sistem yaratılmalıdır.” dedi. TÜKODER Uşak Şube Başkanı Utku DEMİRÖZ yaptığı açıklamada depremin kayıplarına da dikkat çekerek, “21 yıl önce, malzemeden çalarak, mevzuata uymadan, uygun zemin aranmadan dolgu alanlarına, bataklık arazilere, dere yataklarına, denetim yapılmadan yapılan konutların getirdiği büyük felaket ile canımızı yakan, deprem nedeniyle, Türkiye en karanlık günlerinden birini yaşadı. Depremin değil sağlam olmayan binaların öldürdüğü depremde, Resmi rakamlara göre, 18.373 kişi ölmüş, 23.781 kişi yaralanmıştı.millet olarak çok acılar yaşadık ve maalesef bu acılardan hiç ders çıkaramadık..Deprem sonrası, İstanbul ve bazı deprem bölgelerinde belirlenmiş olan toplanma ve çadır alanlarının büyük bir çoğunluğu bir müddet sonra imara açılarak, AVM ve gökdelenlere dönüştürüldü. . Artık neredeyse deprem sonrası toplanacak boş alanın kalmadığı ilgili meslek odaları tarafından yıllardır dile getirilmektedir. Toplanma alanlarının eksikliği ve kullanılma tarzı, vatandaşların deprem anında ve sonrasındaki can güvenliğini tehdit eder durumda olup, depreme dayanıklılığı şüpheli evlerden, dışarısı daha güvensiz hale gelmiştir. Anayasamızın 172. maddesinde hayat bulan “Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır” hükmü gereği, İstanbul ve diğer deprem bölgeleri için belirlenmiş toplanma ve çadır alanlarının çok ivedi olarak tespitlerinin yapılması, işgal/kaçak yapılanma var ise kaldırılmalı, olası depremde yaşam alanlarının oluşturulması için ihtiyaç olan yeterli sayıda toplanma ve çadır alanları belirlenerek halka duyurulmalıdır. Bilimin ve mühendisliğin gereklerini yerine getirmeyerek, depremin bir doğa olayı olduğu gerçeğini kabul etmek ve kadere bağlamak tek kelime ile kolaycılıktır. Deprem ile birlikte oluşan can ve mal kayıplarını kadere bağlamak bilim ile bağdaşmamaktadır. Depremler sonrası yara sarma anlayışından ziyade; bilimin, tekniğin, mühendisliğin ve aklın getirdiği bilgi ile afet öncesi yapılması gereken görevler yerine getirilmelidir. Unutmayalım ki, bir doğa olayının afete dönüşmesi insan kaynaklı eksiklikler ve hatalar zincirinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. İMO ve Üniversitelerin yapmış olduğu incelemeler, yapı stokumuzun sorunlu olduğunu ve deprem güvenliğinin olmadığını ortaya koymaktadır. Şehir planlamacıları ve diğer meslek örgütlerinin tüm uyarılarına rağmen vatandaşın yaşamını tehdit eden kıyı dolguları hızla yapılmaya devam edilmektedir. Olası depremin yaratacağı bir tsunaminin (dev dalgalar) dolguların tüm kıyıları yutacağı unutulmamalıdır. Bu doğa olayının gündüz veya akşam saatlerinde olabilme ihtimalini düşünmek bile felaketin boyutlarının ne derece korkutucu olduğunu anlamamıza yeterlidir. Ancak üzülerek ifade etmek isteriz ki, karar verme erkini elinde tutanlar giderek artan biçimde, yalın gerçeklikten ve bilim alanından kopmakta olup bilimsel ve teknik doğruları göz ardı etmeye devam etmektedirler. Gölcük merkezli Doğu Marmara Depreminin üzerinden 21 yıl geçmesine rağmen mekân ve çevre güvenliği olan bir yapılaşma düzeninin oluşturulmadığını görmekteyiz. Ve maalesef ki toplumsal yaşam, deprem tehlikesi dikkate alınarak düzenlenmemektedir. Doğanın tahribinden, şehirlerin talanından bir an evvel vazgeçilmelidir.” dedi..


















