Günümüzde toplumun bireyleri birbirine benzetme çabası, beden dismorfik bozukluğu ve sosyal medya etkileri ruhsal sağlığımız üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor.
### Toplumun İnsanları Birbirine Benzetme Çabası
Toplum, bireyleri belirli kalıplara uymaya ve birbirine benzemeye zorlar. Bu, özgünlüğün ve
bireyselliğin kaybolmasına yol açar. Carl Jung, bireylerin kendi öz benliklerini keşfetmelerinin ne kadar önemli olduğunu vurgular. Jung’a göre, gerçek benliğimizi bulmak, kişisel bütünlüğe ulaşmanın anahtarıdır. Ancak, toplumsal normlara uyma ve kabul görme isteği, bireylerin kendilerini başkalarına benzetme çabası içinde kaybolmalarına neden olabilir. Jung, "Keşfedilmemiş Benlik" eserinde,
bireylerin toplumsal maskelerden kurtulup gerçek benliklerini bulmalarının, kişisel bütünlüğe ulaşmaları için gerekli olduğunu savunur.
### Sosyo-Kültürel Yapının Baskısı
Toplumun sosyo-kültürel yapısı, bireyler üzerinde ciddi bir baskı yaratır. Gelenekler, normlar ve
beklentiler, bireylerin davranışlarını ve kendilik algılarını şekillendirir. Özellikle beden imgesiyle ilgili olarak, medya ve popüler kültür, belirli bir "ideal" görüntü dayatarak, bireylerin bu ideale ulaşma
çabası içinde kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olabilir. Bu durum, beden dismorfik bozukluğu gibi ruhsal sağlık sorunlarını tetikler.
Toplum, bireylerin belirli roller ve kimlikler benimsemesini bekler. Bu beklentiler, bireylerin kendilerini
sürekli olarak toplumsal normlara uyum sağlamaya zorlamalarına neden olur. Bu baskı, bireylerin
gerçek benliklerini ifade etmelerini engeller ve içsel çatışmalara yol açar. Jung’un "Kırmızı Kitap" adlı eserinde belirttiği gibi, bireylerin bilinçdışı süreçlerini anlamaları ve bu süreçlerle barışmaları
gereklidir. Jung’un ifadesiyle: "Gerçek olanı bulmak için her şeyden vazgeçmeli ve bilinçdışının
derinliklerine inmeliyiz."
### Beden Dismorfik Bozukluğu
DSM-5'e göre, Beden Dismorfik Bozukluğu, bireyin bedenindeki algılanan kusurlar üzerine aşırı
derecede odaklanmasıyla karakterizedir. Bu kusurlar genellikle başkaları tarafından fark edilmez veya önemsiz olarak değerlendirilir. Beden dismorfik bozukluğu, ciddi anksiyete, depresyon ve işlevsellikte bozulmaya yol açabilir. Sigmund Freud, beden imgesi ve benlik saygısının gelişiminde çocukluk
deneyimlerinin önemine vurgu yapar. Freud’a göre, beden dismorfik bozukluğu, bireyin bilinçdışı düzeyde yaşadığı yetersizlik duygularının bir yansıması olabilir. Freud'un sözleriyle: "Bilinçdışının karanlık dehlizlerinde yatan çatışmalar, gün yüzüne çıktığında beden üzerinde izler bırakır."
### Sosyal Medyanın Etkileri
Sosyal medya, bireylerin kendilerini başkalarıyla karşılaştırma baskısını artırır. Sosyal medyada idealize edilmiş beden imgeleri ve yaşam tarzlarının sürekli olarak sergilenmesi, bireylerde yetersizlik ve özgüven eksikliği yaratır. Bu durum, beden dismorfik bozukluğu gibi sorunların ortaya çıkmasını veya mevcut sorunların daha da kötüleşmesini tetikleyebilir. Jung, sosyal medyanın bireylerin "persona"
dediği, topluma gösterdikleri yüzlerini oluşturma ve sürdürme çabalarını artırdığını belirtir. Bu,
bireylerin gerçek benliklerini keşfetmelerini zorlaştırır. Jung’un "persona" kavramı, bireyin topluma gösterdiği maske olarak tanımlanır: "Persona, gerçek benliğimizin zıddı olarak yaratılmış bir maskedir."
### Günümüzde Oluşan Fobiler ve Bağımlılıklar
Toplumun ve sosyal medyanın etkisiyle günümüzde pek çok insan, beden imajı ve kabul görme kaygıları nedeniyle çeşitli fobiler ve bağımlılıklar geliştiriyor. Bu sorunlar arasında şunlar öne çıkıyor:
- **Sosyal Fobi:** Bireylerin sosyal ortamlarda yargılanma ve eleştirilme korkusu.
- **Ayrılma Anksiyetesi:** Sevdiklerinden ayrılma korkusu ve bu ayrılığın yaratabileceği endişe.
- **Kabul Görme Anksiyetesi:** Toplum tarafından kabul edilme ve onaylanma ihtiyacı.
- **Bağımlılıklar:** Sosyal medya bağımlılığı, estetik ameliyat bağımlılığı gibi durumlar, bireylerin beden imajı ve sosyal kabul görme çabası içinde yaşadığı bağımlılıklardır.
Bu fobiler ve bağımlılıklar, bireylerin günlük yaşamlarını olumsuz etkiler ve ruhsal sağlıklarını bozar. Sosyal fobi, bireylerin sosyal ortamlarda rahatça iletişim kurmalarını engellerken, ayrılma anksiyetesi,
bireylerin bağımsız hareket etmelerini zorlaştırır. Kabul görme anksiyetesi, bireylerin sürekli olarak onay arayışı içinde olmalarına ve bu nedenle kendilerini yetersiz hissetmelerine yol açar.
Sosyal medya bağımlılığı ve estetik ameliyat bağımlılığı gibi durumlar ise, bireylerin beden imajı ve sosyal kabul görme çabası içinde yaşamlarını şekillendirmelerine neden olur.
### Carl Jung'un Perspektifi
Carl Jung, "Keşfedilmemiş Benlik" ve "Kırmızı Kitap" adlı eserlerinde, bireylerin kendi öz benliklerini keşfetmelerinin ve toplumsal normlardan bağımsız olarak kendilerini kabul etmelerinin önemini vurgular. Jung'a göre, bireylerin içsel yolculuklar yaparak bilinçdışı süreçlerini anlamaları ve bu
süreçlerle barışmaları gereklidir. Bu, kişisel dönüşüm ve ruhsal gelişim için kritik bir adımdır.
Jung, bireylerin toplumsal maskelerden kurtulup gerçek benliklerini bulmalarının, kişisel bütünlüğe ulaşmaları için gerekli olduğunu savunur. Jung’a göre, bireylerin kendi öz benliklerini keşfetmeleri, içsel çatışmalarını çözmeleri ve ruhsal olarak dengeli bir yaşam sürmeleri için önemlidir. Bu süreç, bireyin kendisiyle dürüst bir yüzleşme yaşamasını ve bilinçdışı süreçlerini anlamasını gerektirir.
Jung’un sözleriyle: "İnsanın en büyük görevi, bilinçdışının karanlık derinliklerinde yatan gerçek benliğini keşfetmektir."
### Wilhelm Wundt ve Sigmund Freud'un Görüşleri
Wilhelm Wundt, bireylerin toplumsal etkileşimler yoluyla nasıl şekillendiğini savunur. Toplum,
bireylerin davranışlarını ve kendilik algılarını büyük ölçüde etkiler. Wundt'a göre, bireyler toplumsal normlara uyma çabası içinde gerçek benliklerini keşfetmekte zorlanabilirler. Wundt'un ifadesiyle:
"Toplumun baskısı altında, bireylerin kendilik algıları şekillenir ve çoğu zaman gerçek benliklerinden uzaklaşırlar."
Freud'un psikoanalitik teorisi, beden imgesinin ve benlik algısının bilinçdışı süreçlerle nasıl
şekillendiğini açıklar. Freud, erken çocukluk dönemindeki deneyimlerin bireyin beden imgesi ve benlik algısı üzerinde kalıcı etkiler bıraktığını belirtir. Freud’a göre, beden dismorfik bozukluğu, bilinçdışı
çatışmaların ve çocukluk deneyimlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Freud'un sözleriyle: "Bilinçdışı çatışmalar, beden üzerinde derin izler bırakır ve ruhsal sağlığı olumsuz etkiler."
### Sinemadan Yansımalar
1966 yılında Ingmar Bergman tarafından çekilen "Persona" filmi, kimlik ve benlik temalarını
derinlemesine inceler. Filmde, bir aktris ile hemşiresi arasındaki ilişki üzerinden bireyin kendilik algısı ve toplumsal roller sorgulanır. Bu film, toplumun bireyleri nasıl şekillendirdiği ve kimliklerimizi nasıl oluşturduğumuz üzerine düşündürür.
"Black Swan" filmi, bir balerinin mükemmellik arayışında yaşadığı psikolojik çöküntüyü ve beden
imgesiyle ilgili mücadelelerini anlatır. Filmde, baş karakterin kendisiyle ve toplumun beklentileriyle olan çatışmaları derinlemesine ele alınır. Bu durum, bireylerin kendi öz benliklerini bulma yolculuklarını ve bu süreçte yaşadıkları zorlukları gösterir.
"Primo Amore" filmi ise, bir adamın sevgilisinin bedenini kontrol etme ve değiştirme arzusu üzerinden beden dismorfik bozukluğu ve toplumsal baskıları inceler. Film, bireylerin beden imgeleriyle olan
ilişkilerini ve bu ilişkinin psikolojik yansımalarını gözler önüne serer.
Bu filmler, toplumun bireyler üzerindeki baskılarını ve kimlik oluşum süreçlerini derinlemesine ele alır.
Her biri, bireylerin kendi öz benliklerini bulma çabalarını ve bu süreçte yaşadıkları zorlukları farklı perspektiflerden yansıtır. Sinema, bu tür psikolojik ve sosyolojik konuları görselleştirerek, izleyicilere daha derin bir anlayış kazandırabilir.
Psikolog Ömer Metehan KARADAĞ
İletişim 0536 217 93 36








