Hayatımızda çok zor zapt ettiğimiz anlarımız olur hani içinden çıkamadığımız. Bazen üst üste gelen hastalıklar bazen ardı kesilmeyen hayal kırıklıkları, bazen sınavların hiç bitmeyecek gibi olması. Bunaltan sen daha evlenmedin mi baskıları ya da sen X sınavını kazanamadın mı aşağılamaları.
Böyle zamanlardan birisi de aslında birebir "dur bir deniyim beğenmezsem bebeği yollarımı" tecrübe edemediğimiz ancak başımıza geldiğinde farkına vardığımız HAMİLELİK.
9 ay 10 günlük süreçte önce ne olduğunu anlayamadığın karnının içinde bir şeyin çocuk olarak ortaya çıkacağı düşüncesi seni alt üst eder.

İlk zaman HCG diye bir hormon sizin midenizi ağzınızda gibi hissettirir ki sürekli bulantılar ve en sevdiğiniz yemeğin bile iğrenç koktuğuna yemin edebilirsiniz. Ama bir yandan büyüyen bebekle artan enerji ihtiyacınız için öyle çok yersiniz ki bu durum AŞERME diye bilinir, abiye çantanıza bile abur cubur doldurursunuz.
63 kiloyken 95 kiloya çıkarak bir çığ kütlesi olduğum ilk gebeliğimde ayakkabı giyemez hale gelmiştim. Östrojen devreye girer rahmin büyümesi ve meme gelişimini sağlar. Gebeliğin sürmesi ise rahim kaslarını gevşetip tutunmayı sağlayan Progesteron denilen bir hormonla olur. O da sindiriminizi halleder ve kabız olursunuz. Ayrıca kas gevşemesi ve yavaş yavaş kilo almanızla tuvalet beklersiniz. Benim Sağlık Müdürlüğünde çalıştığım 4. kattaki odama yürüyerek çıktığım bir günde tuvalete zor yetişmiştim ki koridorun karşısındaki lojmanda oturan ve uzun beyaz üst ve alt mintan(içlik) giydiğini sonradan anladığım bir kişiyi hayalet sanmıştım.
Bu dönemin en zorlayıcı etkisi ise ruh haline vurduğu darbedir.
Adolesan gebelikle ilgili yaptığım bir çalışmada hamile bir kadın " eşim televizyona baksa onu kıskanıyorum; kaynanam " len padişah mı doğurcen ne bu tafran” diyor ağlıyorum; bir tanesi ise içimde kelebek varmış gibi hissediyorum sevinçten ağlıyorum demişti.
Peki bu kadar zor bir süreçte ne yaparız?
Otistik iş kadını Temple Grandin filminde olduğu gibi Yaşam alanını değiştirmesinden kaynaklanan endişesi çok fazla iken kendisini sakinleştirmek amacıyla çiftlikte gördüğü inekleri aşılamak için kullanılan mekanizmaya kendisini kilitlemiş fiziksel temasın rahatsız etmesi anlarında birisinin ona sarılmasına ihtiyaç duymuş ve ileriki zamanlarda buna HUGBOX (sarılma kutusu) adını verdiği aletin mucidi olmuş. Güçlüklerle karşılaştığımız her durumda hayali bir kapı düşünürüz zihnimizde ve tüm zorlukların oradan akıp gitmesini sağlarız, birine ya da bir şeye sarılacak bir sebep yaratırız kendimize. Geceleri uykunuz bölünüyordur birçok insanda olduğu gibi. Uykumuz kaçınca yaptığımız şey yorgana sarılmak veya başımızın üzerine çekmek. Yorganın ağırlığının verdiği rehavetle rahat bir uyku çekmek.
Sizi bilmem ama hamilelikte ne kadar başarabildim hatırlamıyorum ancak ben zorlu zamanlarda derbeder olmak yerine kendime hemen bir meşguliyet bulup ona sarılırım.
Hamilelikte en çok da son dönemlerinde yaşadığımız ruhsal süreç kimilerinde yoğun geçse de tabiri caizse ota-b..a kızsak da çok normal bir süreç. Gebelik psikozu olarak adlandırılan bu durum lohusalıkta da devam edebilir. Geçmiş dönemdekiler ALBASTI derler bu duruma ki lohusalık humması olarak bilinir. Temelinde enfeksiyon olsa da en çok etkilenilen semptom halüsinasyonlardır. Ruh halini bu denli değiştiren HAMİLELİK ve akabinde LOHUSALIK kadın için çok özel ve önemli bir durumdur.
Bu süreçte yapacağımız en iyi şey kendimize bir HUGBOX bulmak. Böylece kendini rahatlatıp o gün için çekilmez olduğunu düşündüğümüz olayın ‘zihinde kapının’ açılmasıyla geçip gideceğini hayal etmek. Zor gibi görünse de çok rahatlamamıza sebep olacaktır.
Hayatımızın belki de en önemli dönemlerinden birini de ıskalamamış oluruz. Herkesin bir sarılma kutusu edinmesi dileğiyle…..
Sevgilerimle.






