ANKA KUŞU ve KADIN
Ramazan; anneannem, dedem, teyzelerim, dayılarım, annem, babam ve kardeşlerimle beraber toplandığımız; Ereğli’de iftar saatini büyüklerimizin bildiği, gürleyen bir sesle topun atıldığı ve ezanın çıplak sesle okunduğu, ruh olarak rahatladığım günlerdi. Yaz dönemine denk geldiği için dilimizin beş karış sarktığı, yemeğin sabahtan piştiği, sıcak pide için illaki kuyruk beklediğimiz, zamanın geçmek bilmediği; “Hadi biraz yat.” denilse de uykuya tutturmamaya çalıştığımız, kan ter içinde kalsak da ceviz ağacı gölgesindeki salıncakta saatlerce sallanıp arkadaşlarımızla iftardan sonra tekrar oynamak üzere sözleştiğimiz, davulcunun yanında klarnet ve ut çalanın olduğu, sahurda Konyalım oynanan muhteşem çocukluğumuzdu RAMAZAN.
Arada buzlu vişneyi dolaptan alıp getiren kardeşimle orucu hiç hatırlamadan yiyip, sonra “Orucumu bozdurdun.” diye ağlasak da uzun günlerin sonunda ferahlamaktı RAMAZAN.
Şimdilerde kısa günlere doğru yol aldığımız, akşamı kolaylıkla getirdiğimiz; iftar programlarında ancak birbirimizi görür olduğumuz bir oruç ayındayız. Hayatta nelerin peşinden koşuyoruz, neleri umursamıyoruz, nelere boyun eğiyoruz; hiç farkında olmadığımız yıllardayız. O kadar hızlı ki, oruç tuttuğumuzun, açlığımızın, ruhumuzu dinlendirmenin tam anlamına varamıyoruz.
İlkokulda, ortaokulda her yaz gittiğim camideki hoca ve evde her şeyi anlamıyla bilen, öğreten anne hocamdan öğrendiğim 32 farzı öğrenmek için günlerce stres olduğum; namazın şartları için bir dörtlük aklıma geldi bu yazıyı yazarken: Hadesten tahâret, necâsetten tahâret, setr-i avret, istikbâl-i kıble, vakit ile niyet. En çok beni anlamıyla etkileyen, gözle görülmeyen “hades” denilen mânevi pislikten temizlenmek anlamına gelen hadesten tahâret.
Eskiler “Taharetlendin mi, ellerini bol suyla yıkadın mı?” dedikçe gülerdik. Hâlbuki hijyenin ne kadar önemli olduğunu pandemide yaşayarak öğrendik. Ancak ruhun temizliğini hâlâ atlıyoruz.
Bugün öğrendiğimiz Fatmanur Çelik öğretmenin öğrencisi tarafından bı.aklanarak öl.ürülmesi ile artık dayanılmaz noktaya gelen şiddet, ne kadar temizlemek istesek de ruhumuzu ve bedenimizi öfkeyle doldurdu. RAMAZAN kelime anlamı olarak “yakıcı sıcak” demektir. İslami anlamda ise bu “yakıcılık” mecazî olarak yorumlanır: Ramazan ayının, günahları yakıp temizlediğine inanılır. Bu yüzden Ramazan hem bedensel açlığı hem de ruhsal arınmayı simgeler. PHONEIX ya da ANKA KUŞU nu duymuşsunuzdur. Bazı yazarlar bu kuştan “kendini aramanın sembolü” olarak söz eder. Batı'da Feniks, İran geleneğinde Simurg, Orta doğu geleneğinde Anka kuşu, Türk geleneğinde Kerkes adını alan bu efsanevi kuşların ortak özelliği ölümsüzlüktür. Anka Kuşu, Türk mitolojisinde ölümsüzlük ve yeniden doğuşun sembolüdür. Küllerinden yeniden doğarak, zorluklar karşısında yılmadan mücadeleyi simgeler.

Şekil: 12. yüzyıldan kalma Aberdeen Bestiary'sinden bir detay, bir anka kuşunu tasvir ediyor.
Yuvasında yeniden doğmak üzere kendini yakan ANKA KUŞU bana KADIN ı hatırlatıyor.
8 Mart Kadınlar Günü yazısı yazmak istesem de kadın olarak ayrıldığımız bu dünyada insan olmayı başaramayan canlılarla beraber yaşamaktan yorulduğumuz bir gün daha geçti. Ve ramazanla arınmak isteyen samimi insanların bile canına tak ettiren bu canilikten kadın olarak yıldık.
Siyasete gelince; kadınların canhıraş çalışıp erkek adayların seçildiği, kadınların idareci, amir, müdür makamlarında hâlâ zerre kadar yer aldığı; makam sahibi ise devamlı eksik aranılan insan olarak var olduğumuz, kadına sadece sevmeyi ve saygı duymayı bile başaramayan, annelikten, kadınlıktan terfi edemediğimiz bir ERKEK dünyasında yine de inanıyorum ki KADINLAR efsanevi ANKA KUŞU gibi küllerimizden yeniden doğarak VAR OLACAĞIZ.
Sevgilerimle.






