GEÇTİ BOR'UN PAZARI SÜR EŞEĞİNİ NİĞDE'YE
Biz Ereğli’den trenle Bor-Niğde’ye babaanneme giderdik. Yaz tatili bizim için Bor ve babaannem, büyükbabam, amcalarım, halalarım, yenge ve eniştelerim ayrıca kuzenler demekti. Bir kez gittiğimizde kara trenden inip evin demir kapısının çanını çaldırarak girdiğimizde, babaannem bizi, trenden ininceye kadar sarkarak yolculuk yaptığımız için kurum ve isten tanıyamamıştı.
9 yıl önceki Google earthe den artık yıkılmış olan babaannem ve büyükbabamın evlerini görünce kocaman avlulu, ineklerin kendi yollarını bularak evin içindeki ahıra girdiği, çok güzel böreklerin ve mis gibi ekmeklerin piştiği kül doldurulan kapaklı ocağın olduğu, yengelerin oturduğu cumbalı üst odaların ve yıllık tüm yiyeceklerin saklandığı büyük bir kilerle bizim felenk arttırdığımız geniş bir oturma odasının yer aldığı oymalı ahşap ve demirli ev aklıma geldi.

Avluda eşeğin semeri takılır, dedem üzerine yüksekte olan ocak kısmından biner, tıkır tıkır bağa giderdi. Tavuk ve yumurta satın alınmaz, kapısı evin avlusuna açılan içinde bir sürü horoz ve tavuğun dolaştığı kümesten tedarik edilirdi. Bazılarının kokoşka diye tanımladığı bizim Tavuklu dediğimiz yufkanın tereyağı ile ceviz ve tavuk suyu muamelesi sonrası üzerine pişmiş ve parçalanmış tavuk konularak hazırlanan hala evimizde yapılan yemek yerdik ki tadı hiç unutulmadı. Buzdolabı çok sonra alınmıştı. Et kurutulur ve mahzenlere konulurdu. Un çuvalıyla, pirinç ofisten, peynir tenekeyle alınır tereyağı evde yapılırdı. Tabi bazı riskleri vardı ama biz çocuktuk ve hiç kötü düşünmezdik. Tavuklu yapıldığında hazır alınmadığı için yenge marifetiyle parçalanır ve en güzel kısımları oğlanlardan başlanarak verilirdi ki kadın-erkek ayırımı çok olmaz dediğimiz göçmenlerde de ufak tefek kayırmalar olmuyor değildi.

Arnavutuz biz kökenimiz Selanik Gırlen kasabasından. 1913 mübadele(değiş-tokuş) döneminde babaannemler Türkiye ' ye İstanbul'dan girip bizi Yunan bulmasın diyerek savaşın hiç olmadığı Niğde'ye gelip Bor'a yerleşmişler. Bor çok kayalık bir yerdir. Ama dedemin bağı suyun kenarında üzüm, elma ve meyvelerin olduğu bizim halalarımın, amcalarımın çocuklarıyla uzun eşek oynayıp dere ağzında topraktan küçük yuvarlak kümbet gibi yerler yapıp içine tahta koyup bir de kıl sakladığımız (nasıl bulacaksak artık), kimin kapısından su gelirse cezalandırdığımız acayip zevkli oyunlar oynadığımız kocaman bir yerdi.

Dedem eşeğiyle bağa gelir, biz arkasından artık ne varsa elimizde onlarla yürüyerek, eğer çok mızlarsak dayanamayan babaannemin tuttuğu at arabası ile getirirlerdi bizi. Çocukluğum çok eğlenceliydi bana göre. Börek zaten ana yemekti artık kaç tepsi yapıyorlardı o kadar horantaya bilinmez, süperde bir tatlı yaparlardı şimdiki katmer tatlısına benzeyen. Ayrıca sabahtan gelindiği için ekmek yoğurulur ve bağda pişirilirdi. Eğer halamın akrabasının bahçesiyse kocaman şeftalileri olan ve istediğimiz kadar yememize izin verilirdi ki sanki bahçeyi yiyeceğiz gibi harınsız davrandığımızı düşündüğümde yüzüm kızarır.
Annem hep kontrol ederdi, çok fazla koparmayın, ağzınızı kapatın, geğirmeyin, ellerinizi sabunla yıkayın vs vs. Çok kızardık sürekli zaten bildiğimiz şeyleri tekrar ediyor büyükler diye. Ama şimdi bunları öğrenmeleri için eğitim projeleri yapıyoruz çocukların çoğu bunları bilmeden büyüyor diye.
Gelelim "GEÇTİ BORUN PAZARI SÜR EŞEĞİNİ NİĞDE' YE " sözüne. Pazara erken gelenin iyi malzemeleri ucuza alması ve bu malların erken tükenmesi yüzünden zamanında Bor'un pazarının salı, Niğde'nin pazarının perşembe günü kurulmasından dolayı Bor pazarına geç kalan köylüye söylenen bir söz diye tarif edilir. Bugün de Bor -Niğde arası yaklaşık 15 km. Arabayla yakın gibi görünse de eşekle yolculuk için zor olsa gerek.
Dostluğun, arkadaşlığın, kardeşliğin çok önemli olduğunu, birbirimizin kıymetini bu dünyada onların yok olduklarında anladığımızda iş işten geçmiş olduğunu, kaçırılan fırsatların pazar yeri gibi kolay yakalanamayacağını bilmemiz gerektiğini vurgulamak istiyorum.
Aşık Veysel’in
“İstemem dünyanın saltanatını,
Süslü giyimini, Arap atını,
Bilirsem Türklüğüm var kıymatını,
Vatanım, milletim bana kâfidir.” dizelerini tekrarlayarak hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sevgilerimle…………









