Sosyal bir deney yapmak istedim hayalimde. Şehrin çeşitli köşelerinde poz verip fotoğraf çektirmek istedim. Hani ayağını öne atıp sola kaykılıp elini beline koyarak dudakları bir kat önde çekinilen fotolardan neyim eksik. Teyzenin biri napıyon yavrum böyle hastamısın duramıyon mu derdi. Nasıl anlatıyım instagramda moda, böyle varil gibi değil saraydan çıkmış Kraliçe Elizabet edasında duruş sergilediğimi.
Artık herşeyi bir AN da sosyal medyadan öğreniyor, görüyor ve yapıyoruz. Bazen sosyal medyadaki mesajları gerçek sanıyor onun ürettiği özel günlerde paylaşım yapıyormuş gibi üzülüyoruz. Bazen de sosyal medyanın azizliğine uğrayabiliyoruz.
Bugün annemin ölüm yıldönümü ve onu kendisiyle ilgili her şeyi anlatmaktan çekinmediği olaylardan biriyle anmak isterim. Annemin telefonuna Facebook'tan mesaj gelmiş senin açık saçık fotoğrafların var utanmıyor musun bunları göndermeye diyen bir mesaj. Annem günlerce üzülmüş ama ne diyeceğini de bilememiş. Acaba odada giyinirken beni mi çektiler eyvahlar olsun koca kadın hiç d..nuyla çekilir mi? Sonra cesaretini toplayıp mesaj gelen kişiyi arayıp sen ne gördün bakıyım diyerek de sert bir şekilde azarlamış ama bir yandan da bizim akrabalar, eş, dost gördüyse ne olacak vs vs günlerce kurduktan sonra bana çok ciddi " yavrum sana bir şey söyleyeceğim" dedi. "Ben galiba çok fena bir şey yaptım, başkasından duyarsanız çok ayıp olur". Benim kalbim zıpladı ama bir yandan da annem çok fena ne yapmış olabilir olsa olsa telefon internetini tüm haberleri tüm kitap özetlerini okuma uğruna aşmıştır ya da birinin haksızlığını enine boyuna döşemiştir dedim. Çıplak fotoğraflarının olduğunu söyleyen bir mesaj atıldığını öğrenince gülmeye başladım. Ama O bu kadar mahrem bir konunun uluorta konuşulmasına o kadar içerlemişti ki işin aslının sahte mesaj olduğuna ve böyle resimlerin olmadığına günlerce inanmadı. Annemin anneannem teyzemler mahalledeki komşuların da olduğu coşkulu ve bir nevi sosyalleşme yeriydi salça yapımı. Hiç siz durduk yere domates doğrarken neşelendiniz mi? Yaptıkça yapasınızın geldiği, sanki kıtlıkta kalırsak domatesler hazır olsun diye Uşaklıca VERE DOMATES DOĞRADINIZ MI? Buna “KONSERVE NEŞESI” deniyormuş. Ne kadar sevinsek azdır domates doğradığımız için.
Ben artık Uşaklıyım. O yüzden memleketim Ereğli'yi unutmamak ve unutturmamak için oralardaki domates serüveninden, verdiği o büyük konserve neşesinden anekdotlar koymak istedim. En çok domateslerin doğranıp kevgir denen delikli metal süzgeçte sürtülmesi beni yorardı. Yorardı dedim çünkü çocukken bu sürtme işine illa ki karışırdık ve 100-150 kilo domatesin serüvenine ortak olurduk. Domates alınması, onların yıkanması bir yana doğrama aşamasındaki türüm türüm koku burnumuzdan gitmezdi.
Kevgirden geçirip kaynatması ise çok daha yorucu işti. Çaylar demlenir, kahvaltılar edilir salça haline gelinceye kadar odun atılır koca kazanın altına ve mahalleye yeteceğini düşündüğüm salça akşam karanlığında yemeğe oturuluncaya kadar ancak kıvama gelirdi. Bugün Türk mutfağının vazgeçilmezlerinden olan domates, Osmanlı mutfağına saray kayıtlarında yazdığı üzere 17. yüzyılın sonlarından itibaren “kavata” adıyla yer almış. Başlangıçta daha çok yeşil olarak tüketilen domates, 19. yüzyılda kırmızı türünün yaygınlaşmasıyla yemeklerin yanı sıra ezme, sos ve salça gibi farklı biçimlerde değerlendirilmeye başlanmış. Böylece domates, kısa sayılabilecek bir zaman içinde Osmanlı-Türk mutfağının temel malzemelerinden biri hâline gelmiş.
Bizim de onu kullanışımız ve kışlık hale getirmemiz bu yıllardan sonra gerçekleşmiş. Çok leziz yemekler örneğin kuru fasülyenin domates salçasız pişirilmesini hayal bile edemiyorum.
Tabi instagram, facebook sayesinde artık tarif etmeye gerek kalmadan herşeyi tam tekmil öğreniyoruz. Salça yapılışı karmaşa bir ortam olsa da sosyal medya onu pırlanta satışı gibi gösterebiliyor. Tüm mutfak cıncık gibi tertemiz son derece bakımlı bir hanımefendi, ilk defa giyilen bir önlük ve muhteşem mutfak gereçleri ile rondodan geçirdiği domatesleri kaynatıyor ve salça oluyor. Sosyal medyayı daha ne kadar tartışabiliriz bilmiyorum. Burada olanlar azıcık da mış gibi yapmaya benziyor. Eskiden büyük bir seremoni ile salça yapılır, kavanozlara doldurulur ve kışın afiyetle yenirdi. Şimdi ise domatesin seçiminden salçanın kavanoza girmesine kadar her aşama sosyal medyada paylaşılıyor. Bazen salçadan çok, salça yapıyor olmanın gösterisi öne çıkıyor; buna da “PERFORMATIF DUYARLILIK” diyebiliriz. Yani “MIŞ GIBI YAPMAK”. Neyse ki salçanın gerçek tadı, paylaşım sayısından değil, domatesinden geliyor.
Tüm ölenlerimize rahmet diliyorum.
Domates salçası yapanlara da afiyet olsun.....
Fazla abartmayın.....







Ayşecim beni çocukluğuma götürdün evde salça yapılırken çok mutlu olurdum yıkamasından doğrayıp süzmesine kadar yardım ederdim anneme rutin yapılanlardan farklı olduğu için herhalde çok güzel anlatmışsın kalemine sağlık annelerimize rahmet olsun
Çok güzel olmuş başkanım yüreğinize ve kaleminize sağlık