Nasıl başarabiliriz ki susmayı?
Hayatımız o kadar hızlı akıyor ki koşuyor adeta. Kendimize dönüp bakamıyoruz Düzeltemiyoruz bile ağzımızdan dökülenlerle zihnimizdekiler uyuşmadığında.
Bedenimiz sussa bile zihnimiz konuşuyor.
Nasıl susarız ya da en çok hangisi, bedenimiz mi zihnimiz mi ve ne zaman susar?
Bir gün hafızamız susmaya başlar birdenbire ama biz hemen anlayamayız. Eşin birden yabancı olur sana, çocuğunu ise ailenin köyünde yıllar önce ölmüş yengen olarak görürsün. 15 yaşındaki torununu evlendirmeye kalkarsın, bana yemek vermiyor diye kızını suçlarsın, gelin eve yabancı erkek alıyor dersin içeri oğlun girdiğinde. İleğende çamaşır yıkadığını, eşekle bağa gittiğini, Goca İpraam Amcanın eve geldiğini bilirsin de öğleyin ne yediğini hatırlamazsın.
Biz kadınların tarihlerle arası iyidir, maazallah 30 yıl önceki nişan tarihimizi hatırlamayan eşimize, hediye almadın diye ağlarız hiç üşenmeden. Eğer tanışarak evlendiyseniz vay halinize, ilk buluşma gününden tutun da ilk doğum günü, ilk güzel söz, ilk yemek teklifi derken listeyi o kadar uzatırız ki bilim insanları bile pes der. Mesela ben eşim Dalyan’la olan 7 Ocak tanışmamızı fransızca ders notlarının üzerine Je t’aime yazarak not almışım ki, gururla söylüyorum 35 yıl geçti daha hiç atlamadım.
Babaannemin en sık kullandığı ve korktuğu “matulamayalım bre evlat “ dediği şeyin demans olduğunu doktor olunca öğrendim.
Benim de korktuğum bu kadar tarihleri seven kadınlardan biri olarak erken matulamak.
Patolojik unutma dediğimiz ve genellikle Alzheimer hastalığına işaret eden unutmalarda kişi kendini, nerede olduğunu ve etrafındakileri unutabilir.
Bu yazımızda konuğumuz hem okul arkadaşım, hem Ereğli’li bizim oralı, hem de Türkiye ‘deki ilk “Parkinson Okulu” kurucusu nöroloji uzmanı Prof. Dr. Gülsen Babacan.
Her unuttuğumuz hastalık mıdır ya da unutmak kötü bir şey midir? Bunu sorduk kendisine. Ne yaşta olursanız olun unutma ile ilgili şikayetlerde doktora başvurulması gerektiğini ancak yaşlanmayla birlikte özellikle 65 yaş sonrasında unutkanlığın arttığını ve Alzheimer görülme sıklığının her yıl 2 katına çıkabildiğini belirtiyor Sevgili Hocamız.
Öncelikle bellek,dil, dikkat gibi insanları hayvanlardan ayıran özellikler yani zihinsel işlevlerin yitimi olarak görülen, beslenmeyle yakından ilgisi olan bu hastalık hakkında, tatlı yiyelim tatlı konuşalımı abartmamamız gerektiğini, tanısını koyarken 4 aşamalı ve ayrıntılı bir şekilde yaklaşıldığını, nöro-psikolojik testlerden oluşan unutkanlık testleri yapılarak tanıya gidildiğini ifade ediyor kendisi. Alzheimer hastalığında bir biyokimyacı olarak proteinlerin bozulduğunu ve bunların bellekle ilgili bölüme çökerek unutmayı meydana getirdiğini de eklemek isterim.
Peki “BÜTÜN DEMANSLAR ALZHEİMER mıdır?” Hayır, % 70 kadarı Alzheimer Hastalığı olarak görülmektedir. Ama bütün Alzheimer hastalarında demans mevcuttur. Ve ilk olarak bellek bozulur yani ZİHİN SUSMAYA başlar. Tabi ki hastadan çok yakınları bu susmaya tanıklık eder. Hem üzülürler kendilerini unuttuğu için hem de hatırlatmak için ellerinden geleni yaparlar faydası olur diye.
Kadınsanız, ailenizde varsa, erken menapoza girdiyseniz, spordan bihaberseniz, elinize aşk romanı bile alıp okumadıysanız, kontrolsüz kronik hastalığınız varsa hastalık artış gösterebilir. Sevgili okuyucular, içinizden “bu kadar iş varken unutmayı mı düşüneceğiz” dediğinizi duyuyorum. Tedavi için, hastalığı ne kadar erken fark ederseniz o kadar iyi sonuçlar elde edebilirsiniz.
Herkesin ve her şeyin önem sırası var zihinlerinizde biliyorum. Ve zihniniz susmak için bunların olmasını bekler ya da bitmesini. Kimi yemek düşünür, kimi müzik aleti çalmak, kimi liseyi bitirse yeterdir, kimi ise ordinaryüs olsa da okumaya devam eder. Kimi temizlik yapınca giderim der, kimi pazartesi başlarım; kimi yarın giyerim der, kimi sabah olsun. Kimi bebeği olsun der, kimi işe girince, kimi son sigaram der, kimi kardeşi evlensin sonra yaparım, kimi film başlasın öyle der. Hiç bitmez yapacak listesi, hep erteleriz işlerimizi.
Ancak susmanın bazen faydaları da vardır. Çocuğunun iyiliği için susarsın, bazen eşe hürmettir susmak. Bazen edeptir, bazen nefreti görmemek için, bazen kötüyü yermek için, bazen içindekiler görülmesin diye susarsın.
Bazen en iyi cevap oluverir susmak. Güzel bir şeye tebessümdür susmak, bazen acıyı yok saymak. Kaybettiğin insan için susarsın, haksızlığa bazen.
İçinden gelmediğinde kelimeler, sessizliğin en büyük haykırış oluverir.
Sadece sen ve tüm dünya arasında fısıltıdır susmak, bazen başkaldırıdır.
Aslında en kısası, YILLARIN SANA TECRÜBESİDİR SUSMAK.
Daha ayrıntılı bilgi için:
https://www.youtube.com/watch?v=WAfvC8PUpsg







Süper bir yazı.Akıcı,bilgilendirici ve mizahi yanıyla sıkılmadan okunuyor.Teşekkürler.
Mesleki bilgiler ve tecrübeler bir araya geldiği zaman ,birde akıcı bir kalemin varsa yazdığın yazılar hepimizi etkiliyor.Emeğine ,kalemine sağlık canım.
teşekkür ederim sayğıdeğer hocam çok değerli bilgiler sunumu yapmışsınız topluma yararlı bu tür bilgiler insanların bilinçlenmesi açısından çok yararlı olacağına inanıyorum başarılarınızın devamını temenni ediyorum
Çok güzel bir yazı
Çok güzel anlatılmış ????????????????????????